Kayıtlar

Nisan, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mutfağın Ötesinde Bir Yolculuk: Julie & Julia

   Julie & Julia   İki kadının ilham verici ve büyüleyici hikâyesini merkezine alan bu film, izleyiciyi 1950’lerin Paris’inden 2000’lerin New York’una doğru keyifli bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Julia Child, Paris’te eşiyle birlikte yeni bir hayat kurmaya çalışırken Fransız mutfağını keşfeder. Bu süreçte, yemek yapmayı öğrenirken karşılaştığı zorluklara ve toplumun dayattığı sınırlamalara karşı verdiği mücadele, azmi ve tutkusu ile birleşince ortaya ilham veren bir yolculuk çıkar. Julia sadece yemek yapmayı değil, bu tutkuyu dünyayla paylaşmayı da seçer. Kitaplar yazar, tariflerini televizyon ekranlarına taşır. Yıllar sonra, New York’ta yaşayan Julie Powell, Julia Child’ın Fransız yemek kitabındaki tüm tarifleri 365 gün içinde pişirmeye karar verir. Bu deneyimini blog yazarak paylaşmaya başlar. Julie, kendi hayatındaki çıkmazlarla mücadele ederken Julia’nın kararlılığından ilham alır ve kendi iç sesini keşfeder. Film hem sıcacık hem de ilham verici. Kitabinden uyar...

Güneşin altında yeni umutlar

Bahar geldiğinde, Sanki içimde bir şeyler uyanıyor. Bir çiçek kokuları, baharın hafif rüzgar esintisi, camdan gelen kuşların cıvıltıları, denizin ve suyun kokusu, yüze vuran bir güneş… Kum gibi berrak ve naif. Hepsi bana yeniden başlıyor, bir o kadar tazelenmiş bir umut gibi, aynı yeni açılan bir çiçek gibi… Ve o anlarda fark ediyorum ki, hayatın küçük detaylarında saklı güzellikler var.Bir fincan kahvenin buharında, eski bir defterin sayfalarında, ya da sadece sessizce oturup doğayı izlerken… Her biri bana “buradayım, yaşıyorum” hissini uyandırıyor.Çünkü biliyorum ki, her kışın ardından bir bahar gelir. Ve her bahar, yeni başlangıçların habercisidir. bir yazı anlamak zordur ve anlamlıdır bana kalırsa  en saygın işidir bir kişinin çünkü güneş ve kalın mavi insana hiçbir şey hatırlatmaz öyle ki toparlar hayatın kalbini ve o zaman çökelir yaz tutarak kendi kalbini umutlar sarıya bırakır kendini gül uzar karanfil kokar o zaman sorarım şimdi mi Turgut Uyar #GüneşinAltındaYeniUmutlar #B...

Bir Yudum Şifa: Canlı ve Alkali Su

Bir bardak su, sadece susuzluğumuzu gidermekten fazlası olabilir. Yaşamı canlandıran, ruhu besleyen suyun hikâyesine hoş geldiniz…” Canlı su,  Suyun faydali olabilmesi için canli olmasi gerekir. Akarsu ve nehir sulari, taşların üzerine akan sular ve yagmur sulari canlidir.  Yumuşak içimli oksijenli ve alkali  açısından zengin, mineralli, kalsiyum ve pH değeri organizmaya uyumlu olan sulardır. Bu tür sular, vücudun hidrasyonunu destekler, toksinlerin atılmasına yardımcı olur ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Aynı zaman cildin güzelliği yaşlanmayı geciktirmesi, hücrelerin yeniliğine kadar birçok faydaları vardır. 🏡  Evde Canlı Su Nasıl Elde Edilir? Evde de canlı suya benzer, şifalı ve alkali su hazırlamanız mümkün. Bunun için bazı basit yöntemler var.  🤗 Doğal Taşlarla Su Canlandırma Temizlenmiş ametist, kuvars gibi doğal taşları suya koyarak enerjisini yükseltebilirsiniz. 🤗Alkali Su Hazırlığı Suyun içine limon dilimleri veya bir çay kaşığı karbona...

Sade ve Güçlü: Dua ve Su

Son zamanlarda bir şeyi daha çok fark ediyorum: Bazen dua ederken su içer gibi içim ferahlıyor, bazen de bir yudum su içerken içten içe şükrediyorum. Hayat ne kadar karmaşık görünse de, aslında bizi ayakta tutan şeyler çok sade: Bir dua, bir içtenlik, bir yudum su… Duaların önemini zamanla daha derinden anlamaya başladım. Öyle büyük sözler etmeye gerek yok. Sadece içinden geleni samimiyetle söylemek yetiyor. Yolun nereye gideceğini bilmesen de, dua seni o yolda güçlü tutuyor. Bazen cevap beklemiyorsun bile, sadece içini dökmek iyi geliyor. Bunun yanında bedenimizin de böyle sade ama önemli ihtiyaçları var. Yakın zamanda “canlı su” konusunu öğrendim. Suyun durduğu, beklediği yer değil; aktığı, temiz olduğu hali canlıymış. Ve biz de o canlılığı içimize alabiliyormuşuz. Eskiden sadece susayınca su içerdim. Ama şimdi içtiğim suya bile daha çok dikkat eder oldum. Çünkü su da, dua gibi… Hem bedeni hem ruhu besliyor. Belki bu yüzden bazı şeyler zamanla anlam kazanıyor. Daha sade yaşıyoruz, da...

Sessiz pazar

Okuyup bir cümlede bile kendinden bir şey bulan herkese şimdiden hoş geldin demek istiyorum. Yolculuk başlıyor. Kalpten kaleme… Bugün sessiz bir pazar. Saatler ağır, kelimeler yavaş. Her şey yerli yerinde ama bir eksiklik duygusu var havada. Sessizliğin içinde bir huzur var elbet, ama bazen bu huzur bile insanı sıkıştırabiliyor. Sanki çok şey söylenmek üzere bekliyor ama kimse ilk kelimeyi fısıldamıyor. Böyle zamanlarda çocukluk geliyor akla… Mahalledeki koşuşturmalar, kalabalık sofralar, misafirliğin bir bayram sevinciyle yaşandığı o günler. O günlerde zaman hızlıydı belki ama doluydu; şimdi ise yavaş ama boş gibi. Bugünün sessizliği, eski günlerin gürültüsünü hatırlatıyor. Belki de bu yüzden insan, bazen pazar günlerini sadece geçmişe açılan bir pencere gibi hissediyor. Ve bu pencereye her baktığında, bir çocuk kahkahası duyuluyor uzaktan… Belki bir top sesi, belki annesinin “içeri gel artık!” diyen sesi. Oysa şimdi, sadece rüzgârın sesi var. Ve kahve, içilirken geçmişi ısıtıyor. Ses...

“Kelimelerle Dostluğa İlk Adım

Merhaba, Ben Kimim ve Neden Yazıyorum? Uzun zamandır içimde taşıdığım bir şey vardı: Okuduğum kitapların, izlediğim filmlerin, bazen bir cümle ya da sahnenin bende bıraktığı izleri paylaşma isteği. Çünkü bazı hikâyeler sadece okuyanın içinde kalmamalı. Bazı düşünceler, konuşuldukça güzelleşir. Ben okumayı, izlemeyi, bazen sadece düşünmeyi seven biriyim. Elimden geldiğince okuduklarımı, izlediklerimi ve öğrendiklerimi yazıya dökmek istiyorum. Burada belirli bir hedef kitleye hitap etmeye çalışmadan, sadece içimden geldiği gibi paylaşacağım. Blogumda ağırlıklı olarak kitap yorumları ve yazarlar üzerine yazılar olacak. Ama zaman zaman izlediğim filmlerden, dikkatimi çeken konulardan ve faydalı bilgilerden de bahsedeceğim. Yazılarım yer yer sohbet havasında, yer yer kısa ama öz olacak. Amacım: içten, nitelikli ve gerçek bir dil yakalamak.