Kayıtlar

Ocak, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Plansız yattım

Bazen yatmak tembellik gibi anlatılıyor. Sanki hep bir şey yapmalıymışız, sanki durmak suçmuş gibi. Ama bugün öyle hissetmedim. Alarmı susturmadım, kendimi de susturmadım. Yatmak geldi. Kalkmadım. Belki bu bir alışkanlık oluyor. Belki de sadece bedenim konuşuyor. İkisini ayırt etmek her zaman mümkün değil zaten. Yorulmadığım hâlde dinlenmek istedim. Bu bana bir şey düşündürdü: Dinlenmek her zaman yorgunluktan sonra gelmiyor. Bazen hiçbir şey yapmamak, aslında bir şey yapmaktır. Kendine alan açmak gibi. Miskinlik mi bu, ihtiyaç mı bilmiyorum. Ama bugün kendime kızmadım. Belki de en büyük fark buydu. Belki de en büyük fark buydu

Planlı mi? spontane mi?

​ — “Ya sen planlı mısın, spontane mi?” Bir an durdum. Çünkü ikisinden de değilim aslında. Ya da belki ikisiyim. — “İkisi aynı anda olmaz ki.” Olur. Ama bizim sandığımız gibi değil. Planlı olduğum günlerde şunu yapıyorum: kendime küçük sınırlar çiziyorum. Bugün yapılacak iki şey, bir de boşluk. Spontane olduğum günlerde ise: hiçbir şey planlamadığımı sanıyorum. Ama yine de bazı şeyler kendiliğinden oluyor. Çünkü tamamen savrulmuş değilim. — “Plan yapınca sıkılmıyor musun?” Sıkılıyorum. O yüzden planlarımı çok ciddiye almıyorum. Ajandam var ama emir vermiyor. Hatırlatıyor. “Bugün kendin için ne yapacaksın?” diye soruyor. — “Spontane yaşamak daha özgür değil mi?” Bazen. Ama bazen de ertelemenin başka bir adı. Benim için özgürlük: ne yapacağımı bilmek ama ne zaman yapacağımı biraz akışa bırakmak. Planlı olmakla spontane yaşamak aynı anda olabilir mi? Ben oluyor diye yaşıyorum. Çünkü hayatım saatlere bölünmüyor artık. Niyetlere bölünüyor. Ve gali...

Aileyle konuşmanın önemi

​ Bugün ailemle konuştum. Özel bir gün değildi, uzun bir plan da yoktu. Ama konuşmanın kendisi, günün en gerçek yeriydi. Bazen fark ediyorum; konuşmak dediğimiz şey sadece kelimeler değilmiş. Yan yana durmak, susmak, aynı çayı paylaşmak da konuşmanın bir hâliymiş. Bugünden aklımda kalanlar: 1. Telefonlar masadayken konuşma yarım kalıyor. 2. Her şeyi anlatmak gerekmiyor. Bazen “iyiyim” demek yeterli oluyor. 3. Küçük sohbetler büyük boşlukları dolduruyor. Gündelik şeyler, asıl bağ kurulan yer oluyor. 4. Dinlenmek, cevap vermekten daha kıymetli bazen. Anlaşılmak için uzun cümlelere gerek yok. 5. Aileyle konuşmak, insanın kendine de yaklaşması gibi. Çünkü en eski hâllerin orada saklı. Bu konuşmadan sonra şunu düşündüm: Belki de hayatın karmaşasında en çok ihmal ettiğimiz şey, en yakınımızla kurduğumuz bağ. Böyle 

“Raflar Arası Ritüeller #1”

​ Hyunam-dong Kitabevi ile Başlayan Yıl Ritüelim Bu aralar Hyunam-dong Kitabevi’ni okuyorum. Gerçek bir kitabevinin içinde değilsem bile, sayfaların arasında kendime sakin bir köşe açtım. Bu kitap bana şunu fısıldıyor: Hayat nazikçe kurulur; küçük ama sürekli adımlarla. Film Köşem:   Julie & Julia Yemek yapmanın bir hobi olmaktan çıkıp sabırla bir yaşam biçimine dönüşmesini o kadar sıcak anlatıyor ki… Kitapla aynı frekansta atıyor kalbim. İzlerken insanın içi “Ben de yapabilirim” hissiyle doluyor. Hatta paylaşmıştım detaylı bakabilirsin  Dinleme Rafım — Sakin Playlist Lauv — Breathe Keshi — right here Novo Amor — Anchor Taylor Swift — Cardigan Rauf & Faik — Childhood Bon Iver — Holocene Kygo — Freeze Frank Ocean — Thinkin Bout You Se So Neon — The Wave RY X — Berlin.                                      #