Mutfağın Ötesinde Bir Yolculuk: Julie & Julia
İki kadının ilham verici ve büyüleyici hikâyesini merkezine alan bu film, izleyiciyi 1950’lerin Paris’inden 2000’lerin New York’una doğru keyifli bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.
Julia Child, Paris’te eşiyle birlikte yeni bir hayat kurmaya çalışırken Fransız mutfağını keşfeder. Bu süreçte, yemek yapmayı öğrenirken karşılaştığı zorluklara ve toplumun dayattığı sınırlamalara karşı verdiği mücadele, azmi ve tutkusu ile birleşince ortaya ilham veren bir yolculuk çıkar. Julia sadece yemek yapmayı değil, bu tutkuyu dünyayla paylaşmayı da seçer. Kitaplar yazar, tariflerini televizyon ekranlarına taşır.
Yıllar sonra, New York’ta yaşayan Julie Powell, Julia Child’ın Fransız yemek kitabındaki tüm tarifleri 365 gün içinde pişirmeye karar verir. Bu deneyimini blog yazarak paylaşmaya başlar. Julie, kendi hayatındaki çıkmazlarla mücadele ederken Julia’nın kararlılığından ilham alır ve kendi iç sesini keşfeder.
Film hem sıcacık hem de ilham verici.
Kitabinden uyarlanan film iken, İzlerken “Ben de bir şeyleri başarabilirim!” dedirten duygularla doluydu. İki farklı kadının kendi yollarını çizme cesareti bana da bir şeyleri başarma hissini yaşattı üstelik Fransız mutfağı ve şansım olsa kitaplarını okumak isterdim.
Hatta filmden öğrendiğim fransız yemeğinden bazı tarifler bile oldu:
- İlki, yaklaşık iki buçuk saat pişirilen Dana Yahni( beef bourguignon ) ,
- İkincisi ise Kremalı Mantarlı Tavuk, dilerseniz makarna sosu olarak da kullanılabilir.
Ve beni en çok etkileyen cümlelerden biri:
“Ekmeğimin tereyağı, hayalimin nefesisin.”
Bu film yalnızca yemek değil, yaşamın içindeki lezzetleri keşfetmek isteyen herkes için…
Yorumlar
Yorum Gönder