Yalnızlığı yeniden tanımak

Çoğu zaman "yalnız kalmak" ifadesini, sanki mecbur kaldığımız bir durummuş gibi kullanırız. "Bugün yalnız kalmak zorunda kaldım," deriz bazen. Oysa yalnızlık, hayatın bize sunduğu en büyük özgürlük alanlarından biri değil midir? İnsan, birileriyle birlikte olmaya ihtiyaç duyduğu kadar, kendisiyle baş başa kalmaya da ihtiyaç duyar.


Başkalarının varlığına duyduğumuz özlem kadar, kendi iç sesimize duyduğumuz özlemi de önemsemeliyiz. Yalnızlık, eksiklik değil; tam tersine, kendimizi yeniden keşfetme fırsatıdır.


Sessizlikte kendi gerçeklerimizle yüzleştiğimizde, aslında hiçbir zaman tam anlamıyla "yalnız" olmadığımızı anlarız; çünkü en iyi dostumuz yine kendimizizdir. İnsanın kendi kendine yetebildiğini fark etmesi, bir başkasına bağımlı kalmadan var olabilme gücünü de beraberinde getirir. Unutmayın, yalnızlık bir mahkumiyet değil, kendi ruhunuza açtığınız bir kapıdır.

Sonuç

Bugünden itibaren yalnızlığı bir "yalnız kalma zorunluluğu" olarak değil, kendi kendinize ayırdığınız bir "randevu" olarak görmeye ne dersiniz? Kendi sesinizi dinleyin, kendi fikirlerinize değer verin. Çünkü siz, kendinizle vakit geçirmeyi öğrendiğinizde, dünyadaki diğer herkesle de çok daha sağlıklı bağlar kurmaya başlayacaksınız.

Peki, sizce yalnızlık bir mecburiyet mi, yoksa ruhun ihtiyaç duyduğu bir dinlenme molası mı?

Yorumlar

  1. İnsanın en iyi arkadaşı kendisi olunca çoğu zaman kimseye gerek kalmıyor hele hele gereksiz bir sürü insan topluluğu olanlar için .

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beni Ben Yapan Sessizlikler

"Aşkını değil, aşkı gözet. Bir insanın hayatının en güzel anı, başka bir insana hayatının en güzel anını yaşatmak olabilir:"