Kendini aramak

"Bazen hayatın koşturmacası içinde, "Ben şu an ne yapıyorum, gerçekten kimim?" diye kendine sorduğun o anlar olur ya... İşte Sumire de tam olarak o anları yaşayan biri. Haruki Murakami’nin Sputnik Sevgilim romanındaki Sumire, aslında hepimizin içindeki o hiç durmadan arayan ruhun bir yansıması gibi.

Sumire için yazmak, sadece bir kalem oynatmak değil; tam anlamıyla bir varoluş biçimi. Gerçek dünyanın katı kuralları, bitmek bilmeyen sorumluluklar ve o yorucu sosyal ilişkiler ona biraz dar geliyor. Bu yüzden o, kelimelerin dünyasına sığınmayı seçiyor. Birçoğumuzun hayatın karmaşasından yorulup sessiz bir köşeye çekilmek, müzik dinlemek ya da sadece hayallere dalmak istemesi gibi, Sumire de "kaybolmayı" bir kaçış değil, bir keşif alanı olarak kullanıyor.

Peki, neden bu kadar çok arıyor? Aslında gerçeklikten uzaklaştıkça, kendi içindeki o en hakiki, en saf haline daha da yakınlaşıyor. Yani kelimeler onun için hem bir pusula hem de bir ayna.

Ama işin içine o meşhur "Sputnik" metaforu girince, durum biraz daha derinleşiyor:


"Bizler, birbirimize çarpmadan, kendi yörüngelerimizde dönüp duran küçük uydularız. Bazen uzaktan birbirimizi görürüz, birbirimizin ışığını hissederiz, ama aslında her zaman yapayalnızız."


Bu cümle aslında hepimizin o "kendini bulma" yolculuğundaki yalnızlığına dokunuyor. Hepimiz kendi yörüngelerimizde dönüyoruz, birilerine değer veriyoruz, ışığımızı paylaşıyoruz ama günün sonunda o derin "ben" ile baş başa kalıyoruz. Sumire’nin o tuhaf düşsel dünyalara sızma çabası da aslında bu yörüngeden çıkıp, birine ya da bir şeye gerçekten temas edebilme arzusu olabilir mi?

Belki de kendini bulmak, o yörüngede dönüp dururken kendi ışığının farkına varmaktır. Sen ne dersin? Kendi yörüngende dönerken, kelimelerin ya da hayallerin sana yol gösterdiği oldu mu hiç?



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yalnızlığı yeniden tanımak

Beni Ben Yapan Sessizlikler

"Aşkını değil, aşkı gözet. Bir insanın hayatının en güzel anı, başka bir insana hayatının en güzel anını yaşatmak olabilir:"