Kaygılıyım, ama güçsüz değilim.

Kaygı bazen çok sessizdir.

Kimse anlamaz.

Güleriz, konuşuruz, işimize gücümüze bakarız… ama içimizde hep bir tetikte olma hâli vardır. Sanki birazdan bir şey olacakmış gibi.

O “bir şey” ne, belli değildir. Ama sanki olacaktır.


Kaygılı insan genelde güçlüdür aslında.

Yıllardır içindeki fırtınayla yaşamayı öğrenmiştir.

Gülümser, çaba gösterir, insanlara sabır gösterir…

Ama en ufak bir belirsizlikte içinde alarm çalmaya başlar.


Bazen bir mesaj gecikir,

bir karar verilmesi gerekir,

gelecek düşünülür,

bir şeyler kontrolümüzden çıkar…

ve kalbimiz “tehlike!” sanır.


İşin ironisi şu:

Kaygı duyan insanlar genelde en çok emek veren, en çok seven, en çok sorumluluk alan insanlardır.

Hassastırlar, duyguları güçlüdür, empati yaparlar.

Kötü bir şey olmasını istemezler — aslında tam da bu yüzden kaygılanırlar.


Hiç kimse bilmez ama kaygılı insanın en büyük isteği çok basittir:

İçinin biraz sessiz olması.

Biraz huzur.

Biraz güven.

Biraz “her şey yolunda” hissi.

Ve o his geldiğinde…

Sahi, o his geldiğinde kaygılı insan içinin en güzel hâliyle ortaya çıkar:

şefkatli, duyarlı, merhametli, üretken, sevgi dolu, umutlu…


Aslında kaygı hiç yok olmasa da zamanla insan şunu fark eder:

“Tehlike yok, sadece zihnim beni korumaya çalışıyor.”

Belki kaygı tamamen yok olmayacak. Ama ben artık onunla savaşmak yerine ona rağmen yaşamayı seçiyorum… Kendimle, kalbimle ve yavaşlığım ile. Çünkü içimde korkudan çok daha büyük şeyler var: sevgi, umut ve iyileşme.”


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yalnızlığı yeniden tanımak

Beni Ben Yapan Sessizlikler

"Aşkını değil, aşkı gözet. Bir insanın hayatının en güzel anı, başka bir insana hayatının en güzel anını yaşatmak olabilir:"